Ağustos 2009 için arşiv




>GÖNÜL İNSANI

>


Ebu’l-Faruk Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)

Süleyman Efendi (k.s.) hazretlerinin vefat yıldönümü tarihine konulmak üzere, damadı merhum Kemal Kacar Beyefendi’nin, Fazilet takvimi için kaleme aldıkları yazıyı, aşağıda aynen iktibas ediyoruz.


“Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, Hicrî 1304 (M. 1888) yılında Silistre’de dünyaya geldiler. Ceddi, İdris Bey’e dayanan şerefli ve soylu bir ailedendir. İdris Bey, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından Tuna Hân’ı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvîc edilmiş bir zâttır. (1)


Süleyman Efendi’nin dedeleri Kaymak Hafız namıyla ma‘ruf bir zât olup 110 yaşına doğru vefât etmiştir. Pederleri Osman Efendi ise, tahsilini İstanbul’da tamamlamış ve Silistre’nin Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik etmiş, ma‘ruf bir zattır.


Süleyman Efendi, ilk tahsilini Satırlı Medresesi’nde ve Silistre Rüştiyesi’nde yaptı. Daha sonra tahsilini tamamlamak üzere pederleri tarafından İstanbul’a gönderildi. Pederleri kendisini İstanbul’a gönderirken, “Oğlum! Usûl-i Fıkıh ilmine iyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun; Mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun” diye tavsiyede bulundu.


İstanbul’da Fâtih Dersiâmları’ndan ve devrin meşhur âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin ders halkasına oturan Süleyman Efendi, Ahmed Hamdi Efendi’den birincilikle icâzet aldı. Bilâhare o zamanın tâbiri ile “dersiâm” olarak yetişmek, yani ihtisâsını (doktorasını) yapmak üzere Süleymaniye Câmii Medreseleri’nden Medresetü’l-Mütehassisîn’in Tefsir ve Hadis kısmına girip oradan da birincilikle mezun oldu. Medrese-i Süleymaniye’ye girmeden önce Medresetü’l-Kuzât’ın (kadı-hâkim yetiştiren mektep) da giriş imtihanını birincilikle kazandı. Fakat bunu büyük bir sevinçle pederlerine mektupla bildirdiği zaman, ondan aldığı telgraf şu oldu:


“Süleyman! Ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a göndermedim!”


Pederleri bu telgraf ile kendisine, Peygamberimiz’in (s.a.v.), “Üç kadıdan ikisi cehennemde, birisi cennettedir” meâlindeki hadis-i şerifini hatırlatmış oluyordu.


Süleyman Efendi (k.s.) pederine verdiği cevapla, kendisinin asla “kadılık-hâkimlik” mesleğine sülûk etmeye niyetli olmadığını; maksadının, devrinin bütün zâhirî din ilimleri sâhasında kemâle ermek olduğunu bildirdi ve Medrese-i Süleymaniye’nin Tefsir ve Hadis kısmından diplomasını alıp dersiâm olduğu gibi, Medresetü’l-Kuzât’dan da diplomasını iyi derece ile alıp Kadılık rütbesine ulaştı. Böylece devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular.


Süleyman Efendi (k.s.) hazretleri tahsili esnasında yüksek zekâ, çalışkanlık ve takvâsıyla talebeler arasında temâyüz ederek hocalarının dikkat nazarlarını çektiler.


İlim tahsili hususunda irâdelerini o derece zorladılar ki, mübârek burunlarından, okuduğu kitapların sahifeleri üzerine zaman zaman kan damladığı olurdu. Yine bu hususta (ilim ta‘limi esnasında da) uyku ile fevkalâde mücâdele ederler, uykularının kaçmasını temin için her gün çok defa fazla miktarda kahve içerlerdi.


Kış günlerinde ise, pencerelerinden uzanarak aldıkları bir parça karı, avuçları içinde sıkar ve enseleri ile gömleklerinin yakaları arasına koyarlardı. Enselerindeki kar topunun vücut harâretinde, yavaş yavaş erimesi neticesi sırtlarından aşağı inen ince su yolu, dâima uyanık bulunmalarını temin ederdi.


Bütün bunlarla Süleyman Efendi (k.s.) evlâtlarına, ilim tahsilinin zor olduğunu, ancak her türlü müşkilâta göğüs gererek ilim tahsiline gayret etmenin lüzumunu, muhteşem bir misal halinde anlatmak isterdi.


Ezelî takdir olarak Seyyidler Zinciri’nin 33’üncü halkası kendilerinin nasibi olduğundan, bâtınları da İlâhî füyûzât ile alâkalanarak, Seyyidler Zincirinin 32’nci halkası ve bu zincirin (mânevî cihetten) 9’uncu büyük rütbesi(inin sahibi olan) Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddin (k.s.) hazretlerinden seyr u sülûklerini tamamladılar. Kendilerine vâki tecelliyâtın büyüklüğünden (dolayı da), Salâhuddîn hazretleri tarafından müceddid-i elf-i sâni İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî es-Serhendî hazretlerinin nisbet-i ruhâniyesine teslim edildiler.


Bu sûretle Seyyidler Zinciri’nin 33’üncü ve sonuncu halkasını teşkil ederek, dünyanın şu son zamanlarında İlâhî feyizden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr u dalâl çukurundan iman ve ihlâs sâhasına çekip çıkardılar, hâlen de çıkarmaktadırlar.


Ebu’l-Fârûk Süleyman Hilmî Silistrevî hazretleri, 16 Eylül 1959’da (dâr-ı bekâya) irtihal buyurdular (Kaddessallâhü sırrahül azîz). Ancak, tasarruf ve irşadları yukarıda zikri geçtiği gibi tamâmiyle ve kemâliyle berdevamdır.”


***

TASAVVUF YOLUNA SÜLÛKÜ VE İRŞAD VAZİFELERİ

Süleyman Efendi (k.s.) hazretlerinin babası ve dedelerinin hemen hepsi meşâyıhtandır. Kendileri, daha sonra intisab edeceği üstâzı Salâhuddîn İbn-i Mevlâna Sirâcüddin (k.s.) hazretleri ile tanışmadan önce, babasının tarif ettiği bazı tasavvufi derslerle meşgul olurken bir gece şöyle bir rüya görürler:


Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâuddîn, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî hazerâtı ve Nakşibendî yolunun Müceddidiye kolu büyüklerinden (k. esrârahüm) bir grup zevât-ı kiram halka tertip etmişler. Fakat aralarında bir kişilik boş yer bırakmışlar. Süleyman Efendi hazretleri bu boş yeri görünce, kendisi için oturmaya müsaade ederler mi diye düşünmüş… Tam bu esnada, Şâh-ı Nakşibend hazretleri buyurmuşlar ki:


“Oğlum, bu boşluk sana bırakıldı. Fakat seni Müceddidîn kolundan bir zât terbiye edecek, ondan sonra sen buraya oturacaksın.”


Bunun üzerine Süleyman Efendi hazretleri, “Efendim ben o zâtı nerede ve nasıl bulabilirim” diye sorunca; “O seni bulur” cevabını almıştır.


Aradan uzun yıllar geçmiş, Süleyman Efendi hazretlerinin talebeliği sona ermiştir. O devirlerde bazı İstanbul zenginleri ramazan-ı şerifte, hocalara ve talebelere ayrı ayrı iftar yemeği verirler, hatta ramazan ayı boyunca kazanlar kaynarmış.


Bir gün hocalara ziyafet veren bir zenginin evinde Süleyman Efendi hazretleri de bulunmuş. Yemekler yenilmiş, akabinde tanımadığı bir hoca Süleyman Efendi’ye, “Oğlum Süleyman, Evrâd-ı Şerifi oku da duâmızı yapalım” demiş.


Süleyman Efendi hazretleri, hiç tanımadığı, fakat kendisini tanıyan bu zatın isteğini yerine getirerek, Evrâd-ı Bahâiye’yi okumuş. O zat da akabinde duasını yapmış. Ellerini yıkamak için sofradan kalkınca, o zat, Süleyman Efendi hazretlerinin ellerinden tutarak bir kenara çekmiş ve demiş ki:


“Oğlum, sen filan zaman bir rüya gördün. Sana, Müceddidiye kolundan bir mürşid terbiye verecek demişlerdi. Sonra sen, halkadaki boş yere oturacaktın, hatırladın mı?”


Süleyman Efendi, “Evet efendim” demiş.


Bunun üzerine o zât, “Ben Salâhuddîn İbn-i Mevlâna Sirâcüddîn, Cenâb-ı Hakk’ın ve rûh-i Resûlüllâh’ın emri ile Türkistan’dan seni yetiştirmeye geldim” demişler.


Süleyman Efendi hazretleri, işte tam o andan itibaren teslîm-i küllî ile onun hizmetine girmiş ve bir süre beraber kalmışlar. Bilâhare Mevlâna Sirâcüddîn hazretleri yine Türkistan tarafına dönmüşler. Bu arada mektuplaştıkları olmuş.


***


SALÂHUDDİN HAZRETLERİNİN İSTANBUL’A DÖNÜŞÜ


Bir müddet sonra tekrar İstanbul’a dönen Mevlâna Siracüddin hazretleri, Süleyman Efendi hazretleri ile beraber Bursa’ya giderler. Orada “Erbaîn” çıkarırlar. Süleyman Efendi hazretleri, erbaîn çıkardıktan sonra, hiç okumayı bilmeyen bir çocuğa, bir saat kadar kısa bir zaman içinde Kur’an okumasını öğretivermiş.


Süleyman Efendi hazretlerine verilen bu salahiyeti müşâhede eden üstâzı Mevlâna Sirâcüddin (k.s.), heyecanla Uludağ’a hitâben; “Ey Keşiş dağı!(2) Cenâb-ı Hak evlâdımıza öyle bir salahiyet verdi ki; isterse sana da, kımıldata kımıldata Kur’an okutur” demiş.


Yukarıda Kemal Kacar Bey’in (r.aleyh) yazısında da çok vecîz bir şekilde ifade edildiği üzere, Süleyman Efendi hazretlerine seyr u sülûk merhalalerini ikmâl ettirmişlerdir. Sonra da, “Oğlum, bizimki buraya kadar; artık bundan sonra sen, ma‘nen İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri ile ierlemeye devam edeceksin. Buradan ileriye ben de sana ittiba‘ edeceğim” diye buyurarak, Süleyman Efendi hazretlerini İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin rûhâni nisbetine teslim etmişlerdir.

***

SÜLEYMAN EFENDİ HZ.’NİN BÂTIN İLMİ VE MÂNEVÎ CİHETİ

Süleyman Efendi (k.s.) hazretlerinin bâtın ilmine ve mânevî cihetine dair de, yine bağlısı ve damadı merhûm Kemal Kacar Bey’in Necip Fazıl Kısakürek’e verdiği yazılı notlarda şu açıklamaya rastlıyoruz:


“Süleyman Efendi’nin batın ilmine, yani tasavvufdaki manevî cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline malûmdur. Zâhirî akıl ve zekâ ile idrâki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan Müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir, hatta iç hayatı münkir olmaz… tasarruf ve irşâda ehil bir zât ile de karşılaştığı halde, o zât İlâhi irâdeyle kendisini ona bildirmezse, dünyalar bir araya gelse onun feyzinden haberdâr olamaz. Bizim ise onun mânevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayı “ilme’l-yakîn” değil, “hakka’l-yakîn” bilfiil yaşamış olarak biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve insan letâifi üzerindeki tesirini, öz ruhumuzda ve vücudumuzda hissetmiş; enfüsî ve kevnî kerametlerin üstünde irşad harikalarını fiil hâlinde ve hakkıyla müşâhede etmiş bulunuyoruz. Allah’ın bu husustaki inâyet ve lûtfuna mazhar olduğumuzca, kendilerinin kâmil ve mükemmil mürşid olduğuna, silsile-i sâdât (büyükler zinciri) kolunun 32. ferdi Salâhuddin İbn-i Mevlâna Sirâcüddin’in (k.s.) cismâni nisbet, İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin de rûhâni nisbetle vârisleri bulunduğuna imanımız tamdır. Kendisinin bu cephesini anlamayanların, anlamakta acz gösterenlerin, hiç olmazsa aksini iddia etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hâli görmediklerini söylemekten çekinmelerini dünya ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz.”


Şüphe yok ki bu açıklama, Süleyman Efendi (k.s.) hazretlerinin, sevenleri ve talebeleri nezdindeki durumunu, başka bir izaha lüzum bırakmadan açıkça anlatmaktadır.


* * *


Başta siyasî, tarihî, sosyal, dinî, ekonomik, kültürel meselelerimiz olmak üzere, hemen her sahada geniş bir ilme ve araştırmaya, fevkalâde derin bir vukuf ile tesbit, teşhis, terkip ve tefekkür melekesine sahip ender yazarlarımızdan Ahmet Selim (Zeki Önal) Beyefendi de,


‘Maneviyat büyüklerini anlamak’


Başlıklı makalesinde, Süleyman Efendi hazretleri ile alâkalı, dikkate şâyan şu farklı tesbit ve değerlendirmelerde bulunuyor:


“Ziraî mahsulün (ortaya çıkmadan önce) satılmasıyla alâkalı olarak (yetiştirdiği) talebeleri (Süleyman Efendi Hazretleri’ne) bir soru sorar…


Bir kaynak ismi vererek, araştırılması tavsiyesinde bulunur.


Soruyu dinleyip bilahare cevabını verebilirdi… Zaten talebeleri, ‘sorup, ayaküstü bir cevap beklemek’ tavrında değil, ‘arz etme’ adabı içindedirler. Bir inkıta da olmazdı.


Öyle yapmıyor. ‘Araştırınız’ diyor. ‘Yetiştirilmiş’ insanlar, araştırırlar… Başka bir vesileyle, ‘Ben sizi rüşte eriştirdim, (mes’ûliyet şuuru içinde) kendi kararınızı kendiniz verin’ manasında iş‘ârı olmuştur. Doğru eğitim usulü de esasen budur.


Talebeleri meseleyi araştırırlar; fakat sadece bir kaynağa bakmakla iktifa ederler. Oradaki kavil, satışın câiz olmadığı şeklindedir. İtirazlar vukû bulunca, tekrar mürâcaat etmek ihtiyacını duyarlar.


Bu defa verdiği ders şudur: Bir yere bakmakla iktifa etmenin doğru olmayacağını, ‘maslahata uygunluk’ açısından râcih kavlin ne olduğunun araştırılması gerektiğini söyler. Öyle yaparlar ve ‘mesele’ halledilir.


Buradaki gaye, sorulan meseleyi halletmek değil, o vesîleyle usûl dersi vermektir.


İmam Şafiî’ye (rh.) ait olduğunu sandığım bir söz vardır. Âlim olmak demek, her meselenin cevabını ezberlemek değildir; bir meselenin doğru cevabını bulabilmek ve kavrayabilmek demektir. ‘Usûl dersi’ dediğim şey, işte bu hakikati öğretme dersidir.


Bana çok tesir eden bir başka naklî tesbitim şudur:


Talebelerinden biri, bir gayr-i müslim vatandaşa borçludur. Fakat adam vefat etmiştir.


‘Yakınlarını arayın bulun, onlara ödeyin’ der. Kimse bulunamaz… Gayr-i müslim vatandaşın hakkı, ödenmeden kalacak! Sonunda şu yolu gösterir: ‘Git, bağlı bulunduğu kiliseyi öğren. Parayı oraya ver.’ Yani: Üzerimizde gayr-i müslim vatandaşın hakkı kalmasın! Daha niceleri var… Bunlar hep, yakınında bulunan ve muayyen hususiyetlere sahip olanların naklettikleri…


Büyükleri anlamak da zordur, onlardan nakilde bulunmak da…


Üslûbunun seviyesini kavramamışsanız, hafızanızda kalanlar sizin idrakinizden geçebilenlerdir. Samîmi olmanız yetmez; samîmiyet ‘gerekli şart’tır, ama ‘yeter şart’ değildir.


Süleyman Efendi’nin (k.s.) işte bundan dolayı, yazılı olarak anlatılabilmiş olduğu kanaatinde değilim. Yukarıda bahsettiğim ‘naklî kifayet’ hasletlerine sahip talebelerinden faydalanarak bu boşluğun doldurulmasında bir hizmetim olmasını çok istedim. Hâlâ da istiyorum ve bu yöndeki çalışmalarımı sürdürüyorum. Tamamlamak nasip olur mu olmaz mı, bilemiyorum. Fakat ‘kıvam’ şartlarının tamamlandığına kani olmadıkça, ortaya bir şey çıkarmam. Aradığım mükemmeliyet değil, mes’ûliyet şuurunun zarurî kıldığı tatminkârlıktır. Eski Ufuk koleksiyonunu açın, üç-beş kişiyle de konuşun; 5-10 tane kitap yazarsınız. Bu çeşit derlemeler zaten var.


Meselenin emek bekleyen hizmet yönü, bence fikrîdir. Küllîdir, terkîbidir ve bunlara bağlı olarak fikrîdir.


Süleyman Efendi (k.s.) tasavvufta, İmam-ı Rabbânî’ye (k.s.) bağlıydı. Talebelerine, ‘Onun evlatlarısınız’ demiştir. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ni ve tecdîdini bilmeyen, Süleyman Efendi Hazretleri’ni anlayamaz da anlatamaz da…


Mahir İz Hoca, ‘… İmam-ı Rabbânî Şeyh Ahmed Fârûkî es-Serhendî’yi âsârı ve mektûbâtıyla dikkatle gözden geçirmek lâzımdır’ diyor. (3) Niçin lâzımdır? Bir önceki parağrafında belirtildiği gibi, doğru tasavvufu (Ehl-i Sünnet tasavvufunu) anlamak için lâzımdır.


Süleyman Efendi Hazretleri’nde, sıhhatli nakillere nazaran gördüğüm dört mümeyyiz ve hâkim vasıf var:


– İstikamet,


– İlim,


– Muhabbet


… ve tefekkür.


Münhasıran kerametinden ve (mücerret hâliyle) aksiyonundan söz etmek, bence onu anlamamaktır. Kerametler gelir geçer, kalıcı olan istikamettir. Aksiyon, şartlara tâbidir. Başlar, biter, dönüşür; devamlılık, aksiyona vücut veren ruhtadır. Muhtevadadır.


… Ve mâneviyat büyüklerini anlamak mevzuunda bu açıdan sıkıntılarımız vardır…”

***

SÜLEYMAN EFENDİ (K.S.) HAZRETLERİNİN VEFATI

Onu görenlerden ve hâlen hayatta olan talebelerinin anlattıklarına göre, Süleyman Efendi hazretleri ömrünün son yıllarına doğru camilerde, yalnız ramazan ayı içerisinde va‘z ederlerdi. Ramazan-ı şerîfin son günlerindeki va‘zlarında da, “İnşâallah bu bahsimizi gelecek ramazanda tamamlarız” buyururlardı. Dünyü âleminden göçecekleri seneki ramazan va‘zlarında ise, “Bu bahsimizi seneye ramazanda tamamlarız” diye söylememişler ve o sene irtihal etmişlerdi.


Müntesiplerinden Mehmet Akçalıoğlu irtihal ettiği zaman Süleyman Efendi hazretleri, “Mehmet Bey bize 40-50 gün daha lâzım idi. Ama acele etti” buyurmuşlar… Tam 45 gün sonra da kendileri irtihal etmişlerdir.


***


[b]1959 Ağustos’unun son haftasında İstanbul/Rami Topçular’da talebelerine hitaben şu vecîz beyanlarda bulunmuşlardır (mealen):[/b]


“Evlatlarım! Kardeşlerim! Efendiler!


Tevhitçe bu âlem, Allâhü Teâlâ’nın zâtının, sıfâtının, esmâının, ef‘âlinin eseridir.


Tasavvuf ve maneviyatça Allâhü zû’l-Celâl’in zatının sıfatının esmasının ef‘âlinin zıllidir.


İnsan hiç zıll (gölge) ve eser peşinde koşar mı? Dünya maişeti, insanın gölgesi gibidir. Allah’a bağlı olanların peşinden gelmeye mecburdur. Yürürken insanın sırtı Güneşe gelse gölge önüne düşer. Ne kadar koşsa ona yetişemez o koştukça gölge de koşar. Fakat Güneşe karşı gider de gölge arkaya düşerse, Güneş insanı tâkib eder, peşini bırakmaz. İşte Allah’a bağlı olanların rızkı ve dünyası da buna benzer.


Bu yoldan ayrılmayınız. Vahdet-i vücûda sapmayınız. Kerâmet peşinde koşmayınız. Hiçbir zaman ülûm-i müsbeteyi ulûm-i İlâhî üzerine tercih etmeyiniz.


Evlatlarım! Biz bugüne kadar imkân nisbetinde bütün gücümüzü sarf ederek din-i mübîn-i İslâm’a hizmetimizi yapmaya çalıştık. Bu vazifeyi ve bu mes’ûliyeti bundan sonra siz götüreceksiniz. Bizim vazifemiz bitti, artık bu vazifeleri siz devam ettireceksiniz. Buna mecbursunuz, bunu yapmadığınız takdirde, şu on parmağımı mahşerde yakanızda bulacaksınız. En namüsait zamanlarda dahi talebe okutmaya devam edeceksiniz. Dağ başında olsanız, elinize bir kişi geçse ona Kur’ân’ı ve dini öğreteceksiniz. Siz Allah’ın memurusunuz, Kitâbullah’ın memurusunuz, Resûlüllâh’ın memurusunuz, feyz-i Muhammedî’nin tevzi‘ memurusunuz. Memuriyet vazifenizi hakkıyla îfa etmediğiniz takdirde, yarın sizlerden ben dâvâcı olurum. Burada bulunanlar, bulunmayanlara aynen bunları tebliğ etsinler. Bir daha görüşmemiz mümkün değildir. Görüşmemiz İnşâallah rûz-i cezada olur.”

Dışarıya çıktıktan sonra durarak tekrar talebeye dönüyorlar. Bu esnada yanında bulunan Konyalı Mustafa efendi, “Efendim, taksi hazır” dediği zaman, “Dünya gözüyle bir daha göreyim evlatlarımı… Ne yapalım, yer melâikelerinden ayrılıyorum” diyerek veda edip, irtihallerinin yakın olduğuna işaret buyurmuşlardır.

***

Süleyman Efendi kuddise sırruh hazretlerinin –bir ömür boyu devam eden bu çileli ve yorucu mücâdele ve mücâhedesinin nihâyetine doğru– öteden beri muztar bulundukları şeker hastalığı ağırlaşmış ve kanlarında yükselen şeker, bütün gayretlere rağmen bir türlü düşürülememiş… Ve 16 Eylül 1959 Çarşamba günü, İstanbul Kısıklı’daki hâne-i şeriflerinde rahmet-i Rahmân’a kavuşmuşlardır.

O büyük zâtın hayatına tahammül edemeyenler, memâtına da tahammül edememiş; cenazesinin, daha önce resmî müsâade alındığı halde, Fatih câmii hazîresine defnine mâni olmuşlardı. “Karacaahmet mezarlığında, polisin kazacağı bir kabre defnedeceksiniz!” denilerek en tabiî hakkı olan Fatih’e defni, gayr-i hukukî, hatta gayr-i kanunî bir şekilde engellenmiş ve cenazenin Üsküdar’dan Avrupa yakasına geçmesine mâni olunmuştu.

Na‘ş-ı şerifleri, Altunizâde camiinin musallâ taşında saatlerce bekletilmiş… Fatih’e defnedilmesi için yapılan teşebbüsler fayda vermemiş… Cenaze namazı orada kılınarak, Karacaahmet mezarlığına defnedilmiştir.

O, vazifesini tamamiyle ve kemaliyle îfa etmenin huzûru içinde Hakk’ın rahmetine kavuşurken, Allah (c.c.) ve Resûlü yolunda, i‘lâ-yı kelimetullah uğrunda canla-başla hizmet etmek üzere, binlerce talebesini bırakarak bu âlemden ayrılıyordu. Bir başka ifadeyle; cehd, çile, iman, ilim-irfan, feyz-i Muhammed ve nûr-i İlâhî ile dolu 72 yıllık dünya hayatına veda ederken, geride; yüce İslâm dâvâsına şartsız-pazarlıksız, sarsılmaz bir iman ve idealle bağlı yetişkin bir kadro bırakıyordu.

O, bu hâli ile Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in, “Kişinin (vefatından sonra) geride bıraktıklarının en hayırlısı şu üç şeydir: Kendisine duâ eden sâlih bir evlat, ecri kendisine ulaşan bir sadaka-i câriye, kendinden sonra amel edilen bir ilim” mealindeki müjdelerine hakkıyla mazhar olmuş, pek bahtiyar ve pek muhterem bir zâttır. Çünkü o, az veya çok malik bulunduğu malını-mülkünü talebeleri için harcamış; sahip olduğu ilmini onlara aktarmak için, karakol-karakol dolaşmayı, îdamla muhâkeme olunmayı, tabutluklarda ve zindanlarda çile çekmeyi göze almış, hayatını hiçe sayarak bütün ömrünü Kur’ân dâvâsına hasretmiş, emsâline ender rastlanan âlim, ârif, fâdıl bir mürşid-i kâmil ve mükemmildi. (Kaddesallâhü sırrahül azîz)
DİPNOTLAR
(1) Rivâyete göre, Fâtih Sultan Mehmed Hân (k.s.), Resûl-i zîşân (s.a.v.) Efendimize büyük muhabbetinden olacak ki, yeryüzünde evlâd-ı Resûl’den kimler kalmış diye araştırmışlar. Anadolu’da şeceresine hiç şâibe karışmamış olduğunu tesbit ettiği evlâd-ı Resûl’den İdris Bey’i bulunca, kız kardeşiyle onu evlendirip Tuna havâlisinin hânı olarak nasb etmişler… Ve o havâlinin idaresini ve sair mükellifiyetelerini tedvîr için onu vazifelendirmişlerdir. Bu durum Süleyman Efendi hazretlerinin babası Osman Bey’e kadar böylece devam edegelmiştir. (Arıkan, Mehmet, ‘Büyük MÜCEDDİD için ne dediler?’ Ufuk haftalık siyasi gazete, 20 Eylül 1978)
(2) Uludağ’ın eski adı, Keşiş dağıdır. Keşîş; papaz, karabaş, kilise papazı mânâlarında Farsça bir isimdir, cem‘îsi keşîşân gelir.
(3) Mahir İz, Tasavvuf, s. 240.
Reklamlar

Add a comment 31 Ağustos 2009

>GÜZEL BİRKAÇ SÖZ

>

Bir araya gelmek bir başlangıçtır, beraberliği sürdürmek bir ilerleme… Beraber çalışmaksa gerçek başarıdır.

Bir adam yetiştirirsen bir kişi yetiştirmiş olursun, bir kadın yetiştirirsen bir aile yetiştirmiş olursun.

Sağlığını korumanın tek yolu istemediğini yemek, sevmediğini içmek yapmak istemediğini yapmaktır.
Erkek çocuk ile babası arasındaki tek fark oyuncaklarının fiyatıdır.

1 yorum 31 Ağustos 2009

>_*RIZIK GENİŞLİĞİ VE BEREKET

>RIZIK GENİŞLİĞİ ve BEREKETİN CELBİ İÇİN ON TAVSİYE

1- Namazı tadili erkan ile kılmak. Hadis- Şerifte “Bir adamı namazın ruku ve secdesini hafifletir (tadili erkanı terk eder) görürseniz onun çoluk çocuğuna acıyınız”(Ruhul Beyan) Yani tadili erkanı terk eden maişet darlığına düşer, tadili erkana riayet eden ise maişet genişliğine kavuşur.




2- Zekatını tam, hatta fazla fazla vermek. Malın şükrü mal iledir. Yani zekat, malın şükrüdür. Toprak mahsullerinin zekatı onda birdir ve “öşür” diye isimlendirilmiştir, ticari malların ve paranın zekatı ise kırkta birdir. Şükür ise malın artmasına sebeptir. Ayeti Kerimede “…Eğer nimetime şükrederseniz onu elbette ve elbette çoğaltırım…” (Sure-i İbrahim 7) buyurmuştur. Yani zekat, malı hem telef olmaktan muhafaza eder, hem de ilahi hazineden artmasını temin eder,




3- Sabah vakti uyanık olmak. Hadis-i Şerif “Sabah uykusu rızka manidir” (Tergib) Yani bir müslüman sabah namazını ve manevi ilticalarını ihmal etmemelidir.




4- Vakıa suresini okumaya devam etmek. Hadisi Şerif “Kim ki vakıa süresini her gece okursa ona ebediyyen sefalet isabet etmez, kim ki bu sureyi her sabah okursa ona ebediyyen fakirlik yaklaşmaz.” (Havassul Kuran-İmamı Ya’fi)




5- Duha namazına devam etmek. Duha namazı güneş doğduktan 45dakika sonra başlayıp öğle namazına 15 dakika kalıncaya kadar kılınan ve en büyük fiili teşekkür olan 6 rekatlık nafile namazdır. Duha (teşekkür) namazının ilahi ücretinin %75’i dünyada verilir.




6- Geçim darlığı çeken ve borçlarını ödemekte zorlanan kimselerin Allah rızası için kurban keserek ve o kurbanı tasadduk ederek tıkanıklığı açmaya çalışmaları ehlullahın tavsiyesidir.




7- Güneş doğarken 1 “Euzu”, 300 “besmele” ve 100 “salavat-ı şerife” okumaya devam edenleri ummadıkları yerden Allahu Teala rızıklandırır ve bir sene geçmeden zengin (nisaba malik) hale getirir.(Tefcirut Tesnim Sh.18)




8- Namazlardan sonra okunması sünnet olan tesbihatı (33 sübhanellah, 33 elhamdülillah, 33 Allah-u Ekber) okumayı asla terke etmemek. Çünkü kelime-i tenzih (sübhanellah) günahları söküp atar, kelime-i tahmid (Elhamdülillah) her türlü nimete şükürdür, kelime-i tekbir (Allahu Ekber) ise kulun ibadetini ve tevbesini Allahu Tealaya layık hale getirir.




9- Yemeklerden sonra mutlaka yemek duası yapmak. (Mümkünse Hz.Üstazımın tavsiye ettiği yemek duasını okumak) Çünkü bu dua hem şükür hem de rızık duasıdır. Duaya başlarken 3 kere “elhamdülillah” denilmesinde ki hikmet: Kul birinci defa ‘elhamdülillah’ dediğinde Cenab-ı Hak ‘Kulumun şükrü bana ulaştı’ der, ikinci defa ‘elhamdülillah’ dediğinde ‘sana nimetlerimi artıracağım’der, üçüncü defa ‘elhamdülillah’ dediğinde ise ‘kulumu affettim’der.




10- Nimeti israf etmemek, ayakta su içmemek, ekmek kırığını toplamak ve tabağı sünnetlemek. Hz.Üstazımız ekmek kırığı konusunda talebelerini şiddetle ve mübalağa ile tahzir etmişlerdir (ikaz etmişlerdir)

2 yorum 31 Ağustos 2009

>_*KIZIMA ördüm

>

 anchor iple ördüm…bir dergideki nakış örneğinden uyguladım.ben ayıcığı arkasından sarı ipi atlatarak ördüm.örgü bitince onları ortasından keserek düğümledim ve sabitledim..isterseniz iki tane sarı ip kullanarak da ayıcığı uygulayabilirsiniz..böylece ip atlatmanıza gerek kalmaz..istenilen bir deseni uygulayabilirsiniz..
akıllı iple ördüğüm süveter..5 no şiş ile ördüm.V yakayı biraz geniş ördüm ki giyince  kıvrılsın diye…..9-10 yaş için yaptığım süveterde kol oyuntusu yapmadım.kenarlarda bir kerede ilmek artırdım ve haroşa uyguladım…yakayı sonradan ilmek alarak uyguladım……
                                                                                                                                  
 




nako astra ile 3,5 no şişle örüldü.3 adet dikdörtgen parçadan oluşuyor…arttırma ve eksiltme yok.istenilen ölçüde ve desende yapılabilecek kolay bir model,,,
















Posted by Picasa

Add a comment 30 Ağustos 2009

>-*KANSEROJEN KATKI MADDELERİ

>Gün geçtikçe daha çok miktarlarda tüketilen bu katkı maddeleri, beslenmeyle ilgili kalp hastalıkları, allerjik astım ve ürtiker gibi çeşitli hastalıkların gelişimine yol açıyor.

İşte kullanmaktan kaçınmanız gereken 10 katkı maddesi:

  **Aspartam (sentetik tatlandırıcı) Equal ve NutraSweet marka tatlandırıcı ve binlerce gıdada bulunan tatlandırıcılar eleştirilere maruz kalıyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylansa da, birçok araştırmada aspartamın kanserle ilişkisi olduğu açıklanıyor. Ayrıca FDA’nın tartışılır aspartam onaylaması meclis soruşturmasına davetiye çıkarıyor.

**Kısmen hidrojene nebati yağ (trans yağlar): Trans yağ asitleri, sıvı bitki yağlarını hidrojen bulunan bir ortamda ısıtarak elde ediliyor. Hidrojenleme olarak bilinen işlem raf ömrünü uzatmak için yapılıyor. Birçok sağlık uzmanı bu yağların koroner damar hastalıkları riskini ve kötü kolesterol düzeyini artırdığı konusunda aynı fikri paylaşıyor. New York City geçen günlerde restoranlarda suni trans yağ kullanımını yasakladı.

 **Sodyum Nitrit: Sodyum nitrit sıklıkla koruyucu madde olarak kullanılıyor. Yediğimiz bazı etler bu maddeyle korunuyor. Sodyum nitrit kanser riskini artırıyor, çünkü nitrit kızartma tavasında ya da midemizde asitli ortamla karşılaşınca kanserojen bileşime dönüşüyor.

   **Suni Renklendiriciler: Birçok suni renklendirici içeren gıdaların üretiminde sentetik boya kullanılıyor. Yıllarca FDA, fırınlanmış yiyecekler, meşrubatlar ve şekerlemelere sertifika verirken birçok boyanın da kullanımını yasakladı. Halen bazı sağlık grupları onaylanmış boyalar Mavi 1 ve 2, Kırmızı 3 ve Sarı 6’nın kanser riskine yol açtığını iddia ediyor.

    **Olestra: Yağsız patates cipslerinden bulunan katkı maddesi olestra, daha çok Olean markası ile biliniyor. FDA tarafından onaylanmış olmasına rağmen, yıllardır üzerlerindeki “Bu gıda olestra içermektedir” uyarı etiketiyle gıdalarda bu madde kullanılıyor. Olestra temel vitaminlerin emilimini engellediği gibi karın ağrısına ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabiliyor.

   **Stevia: Doğal tatlandırıcı yerine geçen Stevia, FDA’nın yasaklanmış katkı maddeleri listesinden çıkarıldı. Halen diyet bütünleyicisi olarak kullanılan Stevia’nın gıda katkı maddesi olarak kullanımına izin verilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü, kanserojen olmadığını buldu, fakat daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtti.

    **Sakarin: En eski suni tatlandırıcı olarak bilinen sakarin birçok diet ürününde ve sodalarda bulunuyor. İlk kez 1907 yılında Amerika Tarım Departmanı (USDA) tarafından yapılan araştırmayla sağlık riski olduğu bulunan sakarinin, bu tarihten sonra kanserle ilişkisi olduğunu gösteren çok sayıda araştırma yapıldı. 1977 yılında FDA tarafından kullanımı yasaklanan sakarinin halen kanserojen olma olasılığı üzerinde duruluyor.

    **Sülfitler: Kesilen meyve ve sebzelerin kararmaması için kullanılan bir kimyasal. Önce güvenilir olduğu düşünülen sülfitin daha sonra ölümcül alerjik reaksiyonlara neden olduğu bulundu. 1980’lerde Meclis çiğ sebze ve meyvelerde sülfit kullanımını yasaklaması için FDA’yı zorladı. FDA bundan beri sülfit yasağını genişleterek katkı maddesi olarak da kullanımını yasakladı.

    **BHA & BHT: Gıdalarda otooksidasyon oranını düşüren iki kimyasal BHA (butylated hidroxyanisole E320) ve BHT (butylated hidroxytoluene E321), gıdalarda renk, koku ve tat değişikliğini önlüyor. Antimikrobiyal, antioksidan özellikleri ve besinlerdeki E vitaminini koruma özellikleri nedeniyle kullanılıyor. Bazı araştırmalar, BHA’nın kanserojen olabileceğini gösteriyor.

      **Bone Phosphate (E542): Hayvan kemiklerinden üretilir. Topaklanmayı engelleyici ajan, emülgatör ve gıda takviyelerinde fosfor kaynağı olarak kullanılır. Esas kullanımı bununla birlikte kozmetiktir. (diş macunu gibi). Ürün hayvan kemiklerinden yapılır, domuz ve sığır gibi. Müslümanlar, Yahudiler vejetaryanlar ve Hindular sakınmalıdır

Add a comment 26 Ağustos 2009

>-*HİJYEN HAKKINDA BİLMEDİKLERİNİZ..

>

1. Hijyen, Yunan sağlık ve temizlik tanrısı `Hygieia`dan ve `Ay`dan geliyor. Eski yunanlılar temizlik öncesi çift vardiya çalışırlardı.


2. İnsan vücudu 1.000`e yakın bazı bakterilerin evidir. İnsan vücudunda ABD`de yaşayan insanlardan daha fazla mikrop var.


3. Anti bakteriyel sabunlar enfeksiyondan korumada diğer normal sabunlardan daha çok etkili değildir. Ayrıca, oldukça geniş bir yelpazede, bakteri ve mantarlara karşı etki gösteren antiseptik ajan olan triclosan, sabun, sıvı sabun, vb. temizleyici ürünlerde ve dezenfektanlarda sıklıkla katılır. Hatta Triclosan`ın seks hormonlarını bozduğu, isteksizliğe neden olduğu ileri sürülüyor.


4. Mikroplardan korunma! 11 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmada hijyenik ürünlerin egzama ve astım riskini artırdığı belirlenmiştir.


5. Hintliler el ve ayaklarının dışında vücutlarının geri kalanını yıkadıklarında milyonlarca bakterinin yaşamlarını tehlikeye atacağını, hasta olacaklarına inanır.


6. İyi ki böyle düşünenler sadece rahipler..


7. Sabun ismini mitolojik Sapo dağından geliyor


8. Eski Mısırlılar ve Aztekler idrar torbası yüzünden cilt sorunları yaşarlardı. İdrarda bulunan üre, bakterileri de öldürür.


9. Temizlikle ilgili küçük bir zafer de, İngiltere`nin ortaçağ kralı 4. Henry zamanında olmuş. Kral 4. Henry dinsel krallık seramonilerine katılanların en az bir kere yıkanmasını istedi.


10. 18. yy`da Londra`da insanlar dışkılarını pencereden sokağa atarladı. Daha sonra sokaklar suyla yıkanırdı.


11. Florida`da bir 7. sınıf öğrencisi okuldaki bilim fuarında, fast food restaurantlarının dondurma makinelerinde tuvalet lavabolarından daha fazla bakteri bulunduğunu belirterek ödül kazandı.


12. Yere düşen bir yiyeceği hemen almanızın bir önemi yoktur, bakterinin yiyeceğe bulaşması için zamana ihtiyacı yoktur. Düştüğünde zaten bulaşmış olur.

13. İlk diş fırçasının nasıl yapıldığını duyunca çok şaşıracaksınız. İlk diş fırçası 1498 yılında Çin`de, Sibirya domuzunun kısa ve sert kıllarından, büyük baş hayvanların kemikleri oyularak yapıldı. Ancak düzenli diş fırçalama Amerikalı askerlere 2. Dünya Savaşı boyunca zorla kabul ettirilebildi.


14. Mısır koçanınızı ezmeyin. 1935 yılında, Amerika`nın Kuzey Tissue bölgesin de mısır koçanından yapılan kıymıksız tuvalet kağıdı gururla sunuldu. Öncesinde tuvalet kağıdı olarak farklı birkiler kullanılmıştı.


15. NASA, uzay mekiği tuvaleti tasarlanması için son olarak 23.4 milyon dolar harcadı. Yerçekimi olmayan uzayda, tuvalet için dakikada 850 litre emme teknolojisine sahip tuvalet geliştirdiler.


16. Hastanelerin temiz tutulmasıyla ilgili ilk kampanya 1843 yılında Oliver Wendell Holmes Sr. tarafından başlatıldı. Ancak bu kampanya o zaman için insanları küçük görme olarak algılandı ve çok eleştirildi. Amerikan Doğum Uzmanu Charles Meigs, daha sonra “Doktorlar centilmen insanlardır ve centilmenlerin elleri temiz olur” diyerek durumu toparlamaya çalıştı.


17. Avrupa ve Amerika`da 17. ve 19. yy arasında hastanelerdeki bebek ya da anne ölümleri hemşire ve doktorların hijyenik olmamaları yüzünden gerçekleşti.


18. Televizyon da ödürür. Arizona Üniversitesi uzmanları hastane odalarında yer alan TV kumandalarını inceledi ve tuvaletten çıkanların ellerinden daha kötü bir sonuca ulaştı. Kumandaların, antibiyotiğe dirençli Staphylococcus bakterisi yaydığını ve hastanelerde gerçekleşen enfeksiyonel ölümleri artırdığı belirlendi.


19. Ellerinizi iyi yıkamazsanız enfeksiyon sebebiyle kısa sürede yaşamınızı yitirebilirsiniz.

20. Tüm bunlardan sonra bugün ne kadar hijyenik bir ortamda bulunduğumuzu farkettiniz mi?


yazı ALINTIDIR











Add a comment 26 Ağustos 2009

>-*evde mayonez yapımı

>

Mayonez nasıl yapılır bilmiyorsanız, sadece bir yumurta sarısının koskocaman bir bardak ayçiçek yağını emip katılaşması size garip gelebilir. Gerçekten garip.

Bir çırpma kabına yumurtanın sarısı konulur. Ama beyazından ayırmak için çok çaba sarfedilmez; biraz beyazından da girsin içine. Çırpma kabında ya da mikserde yağ bulaşığı olmaması çok müühimdir.

Mikserle bu yumurta sarısı çırpılmaya başlanır ve mayonezin yapımı bitene kadar çırpılmaya ara verilmez.

Yumurta sarısının güzelce çırpıldığına kanaat getirdikten sonra yağdan bir damla damlatılır. (Çırpmaya hiç ara verilmiyor.) Bu yağ yumurta tarafından iyice emildikten sonra yarım çay kaşığı daha yağ ilave edilir. Bu da yumurta tarafından iyice emildikten sonra üst üste 3-4 çay kaşığı yağ ilave edilir. Bu yağ da yumurta tarafından iyice emildikten sonra kalan yağ 3-4 seferde kaba boşaltılır. Her seferinde yağ koyduktan sonra yumurta yağı çekene kadar çırpılır.

Eğer yumurta yağı çekmeden yağ ilave ederseniz mayonez kesilir. Süt kesiği gibi bir görünüm olur ve bunu ancak yağ yerine kullanabilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaşırsanız baştan deneyin ve bozuk mayonezi yağ niyetine kullanın. Aman dikkat; mikseri ve çırpma kabını hiç yağ kalmayacak şekilde yıkamadan başlamayın; o da kesilir yoksa. Ama bu kesilme işi sizi korkutmasın. Onlarca sefer yaptım, sadece iki kere başıma geldi. İlk başlarda o da.

Tüm yağ yumurtaya yedirildikten sonra sirke konur ve biraz çırpılır. Yağ kokusu gidecek, kokusu mayoneze benzeyecektir. Sirke yedirildikten sonra limon suyu konur ve biraz çırpılır. Mayonezin rengi sarıdan beyaza dönecektir. En son olarak da tuzu ilave edin. Tuz da karışınca mikseri artık kapatabilirsiniz.

Eğer rengi sizi tatmin etmediyse yumurtayı koyarken beyazından biraz daha fazla karıştırın sarının içine. Yok; yine de olmadı, daha beyaz olsun diyorsanız, içine bir miktar oksijenli su (Hidrojen Peroksit), çamaşır suyu (Sodyum Hipoklorit) veya bir başka beyazlatıcı (mesela ekmeklere sıkça konan Aseton Peroksit) koymayın. Onları ancak insan sağlığına önem vermeyen hazır gıda üreticileri koyar. Siz tam beyaz olmasa da böyle tüketin.

Afiyet olsun.

Add a comment 26 Ağustos 2009

>-*PRATİK BİLGİLER

> Yeni alınan ayakkabılar ayağı sıkıyorsa, 2 dakika buhara tutup giyilir.

 Halıdaki sigara yanıkları üzerinde zımpara kağıdı ile dairesel hareketler yapılır.

 Mobilyaların halı üzerindeki izlerini yok etmek için; bir parça buz koyup beklenir ve süpürge gezdirilir.

 Kızartma yağı birkaç defa kullanılabilir. Kızgınken içine bir dilim ekmek atılınca kara leke olursa, artık kullanmamalıdır.

 Mutfak eşyalarının üzerindeki etiket izlerini yok etmek için, üzerlerine mobilya cilası serpip yumuşak bir bezle silin

 Fırınınıza sinmiş kötü yemek kokuları için; yemek yapmadan önce fırınınızın ortasına yarısı sirke yarısı su ile doldurulmuş bir tava koyun. Fırınınızı birkaç dakika için ısıtın daha sonra soğumaya bırakın.

 Gömlek yakalarındaki kirleri gidermek için, gömleği makineye atmadan önce yaka kısmına sabun sürüp 15 dakika bekletin.

 Tutkal lekelerini çıkarmak için, sirke ile ıslatıp, bol su ile durulanmalıdır.

 Masanızın üzerine damlayan mumları çıkarmak için lekenin üzerine neft döküp 5 dakika bekleyin sonra nemli bir bezle silin.

 Ellerdeki soğan ve sarımsak kokularını giderebilmek için yapılacak en iyi şey, haşlanmış patatesle ovmaktır.

 Çay lekesi:

 Pamuklu ve yünlülerde: leke taze ise, ılık suya batırılmış bir bezle ovulur.

 Eskimiş ise, içine limon suyu katılmış ılık suda ıslatılmış bir pamuk parçası ile silinir.Ilık su ile çalkalanır.

 Bir yerdeki sigara dumanını yok etmek için hemen mum yakın

 Ütüde sararan elbise hemen oksijenli su ile silinirse sararan yerler kaybolur.

 Kuru bakliyatları bir gece önceden ılık suya koyun ve haşlarken içine biraz karbonat ilave edin

 Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup çalkalayınız

 Tertemiz olacaktır.

 Buzdolabındaki nemi almak için, dolaba içi tuz dolu bir kap konur.

 Pişirdiğiniz kek kalıbından çıkmıyor ise, kabın altına ıslak bir bez yayarak biraz bekletin

 Konserve açıldıktan sonra cam kavanozda saklanırsa daha dayanıklı olur.

 Kristallerin ışıl ışıl parlaması için, yıkadıktan sonra durulama sırasında sirkeli suya batırın. Bu işlem kristalleri parlatacaktır.

 Sararan teflon tava ve tencerelerin içerisine bir miktar su ve birazda çamaşır suyu koyduktan sonra ateşin üzerinde kaynatın. İndirincede önce sıcak suyla daha sonra soğuk su ile iyice durulayın

 Parlaklığını yitirmiş bir sürahiye eski görünümünü kazandırmak için yarısına kadar yırtılmış gazete kağıdı doldurun, üçte birine de sıcak suy doldurup sıkı sıkı sallayın

 Dibi tutan tencereleri bir gece suda bekletin, tencere daha kolay temizlenecektir.

 Musluklarınızı temizlemek için bez yerine eski bir naylon çorabı tercih edin sonuç daha mükemmel olacaktır.

 karnı baharın haşlama suyuna bir miktar süt katarsanız kar gibi beyaz olduğunu, hem de kötü kokmadığı fark ederisiniz.

 Kullandığınız salçaların bozulmamasını istiyorsanız üzerini düzleyerek biraz zeytin yağı ilave ederek uzun süre saklayabilirsiniz.,

 Yumurta lekesini çıkarmak için önce soğuk suda bekletmeli sonra ılık sabunlu suda yıkamalısınız.

 Pirinç ve bakliyatların saklanması için cam kavanozları tercih edin.

 Balık kokusunu çıkarmak için yıkama suyunun içine bolca kahve telvesi atın.Sonra bolca durulayın.

 Rafadan pişireceğiniz yumurtaların çatlamaması için kabın içine fincan tabağı koyarsanız,çatlamasını önlersiniz.

 Domatesi kolay soymak için, bıçağın sırtıyla kabuklar, soyulacak yönün tersine sürtülür, veya kaynar suda bir dakika bekletilir.

 Patlıcanların acısını almak için, soyunca tuzlu suda bekletilir.

 Buzdolabından çıkardığınız yumurtanın akı ve sarısının birbirine karışmaması için hemen kırın.

 Sebzeleri tuzlu suda yıkamayı alışkanlık haline getirin. Tuzlu su sebzeleri daha etkili ve çabuk temizler.

 Sosislerin patlamasını önlemek için; fırın yada ızgaraya koymadan önce soğuk süte batırmanı yeterli olacaktır.

 Çaydanlığınızın içinde biriken kireç tortusunu temizlemek için, 15 dakika kadar içinde sirke kaynatın

 Taze ceviz lekesini elden çıkarmak içi, eller önce bir – iki dakika sirkeye batırılmış bir pamukla ovulur, sonra soğuk suyla ovulur ve yıkanır.

 Çamaşırdaki pas lekesi için lekenin üzerine limon damlatılıp ütülenir.

 Çikolata sosu hazırlanırken içine biraz kahve konursa tadı çok daha değişik olur.

 Kuş üzümlerini ayıklamak için, onları bir avuç unla ovuşturunuz ve kalın delikli bir süzgece atınız. Unla beraber çöplerde düşer.

 Zeytin yağı lekesini çıkarırken bir lokma ekmek içi yuvarlanıp lekenin üzerine gezdirilmelidir.

 Soğanların üzerine biraz un serpilirse kavururken kararmaz.

 Yemeğinizin tuzunu fazla kaçırınca tencereye birkaç parça çiğ patates atın, fazla tuzu çekecektir.

 Soğan soymaya başlamadan önce parmaklarınızı sirkeye batırırsanız, soğan kokusunun elinize sinmediğini göreceksiniz.

 Yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutulup biraz bekletilir.

 Evde ortaya çıkan karıncaları yok etmek için kahve telvesi kullanmanız iyi sonuç verecektir.

 arlaklığını kaybeden çelik tencereler ısıtılmış sirke ile ovulup sonra iyice durulanır, ve bir bez parçası ile parlatırsanız tencereniz pırıl pırıl olur.

 Etleri limon suyu ile pişirirseniz hem çabuk hem de lezzetli olur.

 Mantar sotelenirken tencerenin kapağı açık olursa, hem mantarların suyunu vermesi hem de kararması önlenir.

 Süte biraz karbonat atarsanız hem çabuk bozulmaz hem de kolay hazmedilir.

 Ekmeğin küflenmemesi için ekmek kutusuna biraz tuz koymayı ihmal etmeyin.

 Pastaların daha gevrek olması için hamurun içerisine bir çay kaşığı tuz atın (tatlı – tuzlu farketmez)

 Bir kumaşı benzin yada başka bir leke çıkarıcı ile silmeden önce oldukça tuzlu bir su ile silerseniz leke çıkarıcı iz bırakmaz.

 Eğer örtünüze meyve suyu dökülürse hemen tuz serpin ilk yıkamada çıkacaktır.

 Ağız kokusu için kahve çekirdeği çiğneyin.

 Cam tencerede yemek pişirirken kapağın buharlaşmaması için iç yüzeyi limon kabuğu ile silinir.

 Teflon tavanızda oluşan lekeleri temizlemek için bir bardak suya iki çorba kaşığı karbonat ve yarım su bardağı sirke karıştırın. Bunu tavanızın içine dökün 10 dakika kaynatın.

 Lavaboyu temizlerken tuzla bastırarak silince hem iyi temizler hem de kokuları giderir.

 Uzunca bir süre kullanılmayan eski çaydanlıkların kötü kokusunu gidermek için içine bir parça kesme şeker koyun.

 Pilavınızı tekrar ısıtırken bir kabın içine su koyup bu kabın üzerine pilav tenceresi koyularak ısıtılırsa pilav taneli kalır tazeliğini muhafaza eder.

 Patates pişirirken suyuna bir kaşık sirke konursa hem rengi sarı kalır hemde daha lezzetli olur.

 Halının rengini canlandırmak için en son suyuna sirke konur.

 Çizik zeytin yağ ve limonla servis esilirse daha lezzetli olur.

 Sütü ocağa koymadan tencere soğuk suyla çalkalanırsa süt kaynarken dibine yapışmaz.

 Bulaşık suyunuza bir kaşık sirke katmakla bulaşıklarınızın daha kolay ve temiz yıkandığını göreceksiniz.

 Renkli gömlekler yıkanmadan önce iki saat sirkeli suda bırakılırsa renkleri canlı olur.

 Yoğurdu sulandırmak için tahta kaşıkla üstten almak gerekir.

 Elbiselerin fermuarları yıkarken bozuluyorsa makineye atmadan önce kapatılır.

 Kapılarınız veya çekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde çeksenizde kapanmaları zorlaşır. Kapınızın, çekmecenizin sürten kısmına vazelin sürün.

 Baş ağrısı için: Kahve çekirdeğine limon suyu sıkın yavaş yavaş yiyin. (Birkaç tane)

 Mantar kapaklı şişeleri yatık vaziyette saklamalısınız.

 Sarap şiselerinin mantarını tekrar şişeye geçirmek için: Mantarı kaynar suyun içine atın.

 İçkilere güzel tat ve görüntü vermek için: Buzu dondururken buz kabının içine kiraz, nane yaprağı, yeşil zeytin vs. koyup dondurun.

 Buz dondururken: Suyu kaynatın, soğuyunca buz kalıplarına koyup dondurun. Buzlar daha canlı kristal gibi görünür. Kaynamış suda oksijen azalır… Buda buzun mat görünmemesini sağlar.

 Dişlerinizi doğal temizleyin: Çileği ezin diş fırçanızın üzerine koyun diş etlerinize kompres yapın. Sonra dişlerinizi fırçalayın.

 Küçük yanıklar için: Temiz bir süngeri hafifçe ıslatın buzdolabınızın derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmış yerin üzerine hafif hafif kompres yapın.

 Ağız kokusu için: Kahve çekirdeği çiğneyin.

 Arı, sivri sinek sokmalarına karşı: Kesme şekeri hafif ıslatın sokulan kısmın üzerine hafifçe bastırın zehir’i alır ve kaşınmayı şişmeyi önler.

 Fermuarlar sıkışırsa: Kurşun kalemle fermuar dişlerinin üzerini karalayın.

 Gözlük camları: Gliserin ile silerseniz buğulanmadığını göreceksiniz.

 Ayakkabılarınız ayağınızı sıkıyorsa: Bir bardak saf alkolü ayakkabınızın içine dökün. İyice derisine yedirin ve giyin. Derisi ayağınıza göre açılacaktır.

 Cam sil ile deri ayakkabılarınızı silmeyi hiç denediniz mi?

 Çiçekleriniz için, haşladığınız yumurtanın suyunu saksıya dökün.

 Gülleriniz boyunlarını bükerse, ilk önce sıcak suya sonra soğuk suya batırın.

 Sigara küllerini saksınıza koyarsanız yapraklardaki kurt böcek vs. yok edersiniz.

 Kapılarınızı vs. cila yaparken: Cila olmamasını istediğiniz yerlere vazelin sürün buralara cila taşarsa bile kuruyunca çok kolay çıkarabilirsiniz.

 Akü başları oksitlenirse cola sürerseniz oksitlenmeyi önlersiniz

 Fareleri kaçırmak için nane yağını bir karton parçasının üzerine sürün farelerin geldiği yere koyun.

 Boya fırçaları sertleşmiş ise kaynamış sirkeli suda bekletin yumuşadığını göreceksiniz.

 Elinize uhu yapıştırıcı bulaşırsa, asetonla silin

 Mangal ızgaranızı temizlemek zordur: Ilıkken cam sille temizleyin veya ılıkken nemli gazete kağıdına sarın bir müddet sonra sertleşmiş artıkların yumuşadığını göreceksiniz.

 Boya kokusunu gidermek için iki büyük baş soğanı soyup ikiye bölün suyun içine atın bunu da kokulu odaya koyun.

 Cam kırıklarını temizlersiniz fakat kıymıkları göremezsiniz bunu da temizlemek için ıslak pamuk imdadınıza yetişir.

 Ağzı dar şişe kavanoz temizlemek için biraz deterjan biraz su bir kasık pirinç çalkalayın

 Balık kokan tavayı limonla bir güzel ovalayın ve yıkayın.

 Kesik limonu nasıl saklarsınız: Küçük bir tabağa toz şeker serpin, kesik tarafı şekerin üzerine gelecek şekilde koyun iki hafta limon kurumadan saklanır.

 Ampülün üzerine biraz parfümünüzden sıkınız yakıldığında mis gibi kokar odanız.

 Patates haşlarken: Haşlama suyunun içine bir kaşık margarin koyun patateslerin vitaminlerini kaybetmemiş olursunuz. Aynı zamanda patatesler daha çabuk.

 Soyulmuş patateslerin kararmadan saklanabilmesi için: Saklanacak kabın içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabında saklayın gerektiği zaman suyla yıkayıp kullanın.

 Pastaların daha gevrek olması için: (tatlı*tuzlu farketmez): Hamurun içine bir çay kaşığı tuz atın.

 Dereotonu saklamak için: Temiz bir havluya kaplayacak şekilde sarın, bu şekilde naylon torbaya koyup buzdolabına saklamaya bırakabilirsiniz.

 Tazeliği gitmiş pörsümüş yeşillikleri canlandırmak için: İki kaşık limon suyu karıştırılmış buzlu su dolu kabın içine koyun 1 saat buz dolabında bekletin.

 Yeşil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pişirdiğinizde sebzelerin bu yeşil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitleşmesini sağlayın.

 Soğanları kızartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.

 Börek üzerinin kızarması için üzerine yumurta sürülür, evde yumurta kalmamışsa, biraz yoğurdu bir yemekkaşığı yağla karıştırıp sürün, güzel bir renk olduğunu göreceksiniz.

 Reçel yapacağınız meyvaları iyice yıkayıp kurulamalısınız. Karıştırırken mutlaka tahta kaşık kullanmalısınız. Şekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanın. Kavanozlara koyduğunuzda iyice soğumadan ve üzerindeki hava kabarcıklarını kağıt havlu ile almadan kavonozun ağzını kapatmayın. Reçellerinizi serin ve karanlık yerde saklayın.

 Çikolata sosu hazırlarken içine koyacağınız bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kılar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediğinizde, tadının çok değişik olduğunu göreceksiniz.

 Katı haşlanan yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutun ve bir süre soğuk suda bekletin. Su kabuğun gözeneklerinden girerek soymayı kolaylaştırır.

 Mantar sote pişirirken, tencerenin kapağını açık bırakırsanız, hem mantarların su koyuvermesini hem de kararmasını önlersiniz.

 Pişirip sakladığınız yumurtaları, çiğ yumurtalarla aynı yere koyuyorsanız, bunları ayırmanın en kolay yolu çiğ yumurtalar döndürdüğünüzde kolaylıkla dönmezken, pişmiş yumurtalar kendi ekseni etrafında rahatlıkla dönerler.

 Tavuk eti çabuk bozulan gıdalardandır. Son kullanıcı olan müşteriye ulaşıncaya kadar hijyenik ortamlarda saklanması bir zorunluluktur. Denetim altında kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmaması için +40 C’ de saklanmalıdır. Tavuk eti müşteri tarafından satın alındıktan sonra buzdolabında en fazla 1 gün bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise,temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarılarak derin dondurucuda bekletilebilir. Bu şekilde dondurulmuş etler *180 C’ de 3 ay kadar saklanabilir. Ayrıca, tavuk eti tahta et tahtası üzerinde kesilmemelidir. Siyah etten farklı olarak mikro organizmalara karşı daha dayanıksız olan tavuk etininmermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.

 Yoğurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atılmaması gerekir. Yoğurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadır. Ayrıca, bu su yemeklere ekşi bir tat kazandırmak istenildiğinde de kullanılabilir.

 Satın alınıp buzdolabında saklanan yeşil sebzeler bir süre sonra canlılıklarını yitirirler. Tekrar canlı hale getirmek için ise, yıkanıp 10-15 dakike kadar 2 litrelik suya katılmış 1 yemek kaşığı limon suyunda bekletilmesi yeterli olacaktır.

 Ekmeğiniz durup dururken dolabında küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.

 Evinizde mayonez yaparken zeytinyağ yerine susam yağı kullanın. Mayonezinizin daha uzun zaman bozulmadığını göreceksiniz.

 Yeşil salatalık malzemelerini elinizle koparırsanız vitaminleri yok olmaz.

 Balık çorbası yaparken:Suyunun daha lezzetli olması için balıkları en az 45-60 dakika kaynatın. Baş ve kuyruk kısımlarının en lezzetli yerleri olduğunu unutmayın.

 Karnabahar pişirirken eve yayılan kokudan kurtulmak için pişirme suyuna bir parça tuz ve iki kaşık sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük oluşumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayı deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadığını göreceksiniz.

 Mutfağınıza sinmiş kızartma kokusunu yok etmek için ızgaranın üzerine defne yaprağı, ada çayı yaprağı ve kekik yaprağı koyun.

 Sosislerin patlamasını önlemek için fırın ya da ızgaraya koymadan önce soğuk süte batırmanız yeterli olacaktır.

 Meyvelerin arasına serpiştireceğiniz herhangi bir türden yapraklar onları uzun süre taze tutacaktır.

 Nane, adaçayı ve çekilmiş cevizin pek çok yemekte kullandığınız beşamel sosa çok hoş lezzet kattığını biliyor muydunuz ? Fakat bu aromalı otları, sos pişip ateşin söndürülmesine yakın tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin.

 Tavuk etinizin daha yumuşak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olması için pişirmeden önce tavuğu yarım limon ile iyice ovalayın ve sonra tavuğun üzerine ve içine rendelenmiş limon kabuğu koyun.

 Patlıcan kabuklarını soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyağı konmuş suda bir süre haşlayın. Daha sonra istediğiniz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karıştırın.Göreceksiniz pilavınız çok leziz olacak.

 Fırınınıza sinmiş kötü yemek kokularını temizleyip yerine güzel kokular bıraksın diye satın aldığımız o pahalı ürünler istediğiniz gibi ferah bir koku bırakmıyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce fırınınızın ortasına yarısı sirke yarısı su ile doldurulmuş bir tava koyun. Fırınınızı birkaç dakika için ısıtın. Daha sonra soğumaya bırakın. Fırınınız umduğunuzdan da güzel kokacak.

 Elmanın faydaları bitmez. Lahana yemeği yaptıktan sonra evinize sinen ve pencereleri açsanız da çıkarmayı başaramadığınız lahana kokusundan kurtulmak artık çok kolay. Bir elmanın kabuğunu soyup lahanın pişme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak, hem de lahananın hazmı daha kolay olacak.

Add a comment 26 Ağustos 2009

>-*minik ayaklara,minik patikler

>resimlerin büyük hali için üzerine tıklayın

2 yorum 25 Ağustos 2009

Sayfalar

Kategoriler

Bağlantılar

Meta

Takvim

Ağustos 2009
P S Ç P C C P
    Eyl »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

Posts by Month

Posts by Category